ESKİ MISIR TARİHİ

Piramitlerle simgelenen eski imparatorluk dönemi Eski Mısır'ın Altın Çağı sayılır. Bu dönemde gerçekleştirilen anıtsal yapılarda artık tuğlanın yerini taş almış ve piramitler biçiminde krallık mezarlarının yapılmasına olanak verilmiştir. Menfis gene başkent olarak kalmış, yer altı gömütlükleri Sakkara ve Gize yaylalarına yayılmıştır.

III. , IV. , V. ve VI. Sülaleleri kapsayan Eski imparatorluk, kral Zoser'in hükümdarlığıyla başlar (2700'e doğru); bakanlarından İmhotep, Zoser için, Sakkara'daki basamaklı piramidin mezar kompleksini yaptırmıştır. Sina ve Nübye'ye yapılan seferler henüz bu dönemde başlamıştır; bu da Mısırlıların daha o dönemde bir yandan değerli taş ve bakır sağlamak, öte yandan da sınırları korumak amacıyla örgütlenmiş olduklarını gösterir.

IV. sülale (2620'ye doğru) oldukça ünlüdür. Sülalenin ilk firavunu Snefru'nun Libya, Nübye ve Sina'ya kârlı seferler yaptığı ve oralardaki türkuvaz yataklarına bir düzen getirdiği bilinir. ardılları olan keops, Kefren ve Mikerinos ise Gize'de kendilerine mezar olarak yaptırdıkları düz yüzlü üç büyük piramitle ün sağlamışlardır.

V. sülale(2560'a doğru) döneminde sapkın bir inanca sahiptiler. Allah’ı bırakıp kendi uydurdukları krallık tanrısı olarak Re'nin üstünlüğünün kabul edildiği görüldü. Bundan böyle firavunlar Yüce Allah’ın yerine koyulup (Allah’ı tenzih ederiz) "Re'nin oğlu" olarak adlandırılmaya başlandılar. Bu firavunlar uydurdukları Güneş tanrıya çok sayıda tapınaklar yaptırdılar.

VI. sülale (2420'ye doğru) döneminde, krallık otoritesinde bir zayıflama, buna karşılık eyaletlerdeki valilerin (nomarkhes) güçlerinde de artma görüldü. Firavunlar (Teti, Userkarei Papi I, Merenre, Papi II) bunların tutkularına karşı koymak zorunda kaldılar. Yalnızca Papi I'in egemenliği döneminde daha önceki firavunlara yakışır gelişmelerde bulunuldu. Bunlar arasında çok sayıda askeri ve ticari sefer vardır. 90 yıl süreyle tahtta kalan Papi II'yse Mısır'ın siyasal ve toplumsal bir kargaşa içine düşmesini engelleyememiştir.

Eski Mısır'ın tarihi, insanlar açısından oldukça önemli ibretlerle doludur. Kuran'da özellikle Hz. Musa ve Firavun kıssaları günümüz toplum yapısına da ışık tutmaktadır. Gönderilen tüm peygamberler gibi Hz. Musa da Mısır kavmini ve Firavun'u uyarmış, kıyamet gününü haber vermiş ve onları Allah'ın azabı ile korkutmuştur. Hayatı bu gerçekleri anlatmakla geçmiştir. Ancak başta Firavun olmak üzere önde gelenler onu yalancılıkla, maddi çıkar elde etmeye çalışmakla ya da üstünlük peşinde koşmakla suçlamış ve onun anlattıklarını düşünmeden, kendi yaptıklarını yargılamadan uygulamakta oldukları sistemlerini devam ettirmişlerdir. Hatta Firavun daha da ileri giderek Hz Musa ve yanındaki müminleri öldürmeye ve Mısır'dan sürmeye çalışmıştır. Ancak yüce Allah Hz.Musa müminleri kurtarmış, Firavun ve Ordusunu ise suda boğmuştur.

Eski Mısır medeniyetinin yıkılmasının ardından binlerce sene geçmesine ve mekanların, şekillerin, teknoloji ve medeniyetlerin değişmesine rağmen bahsedilen toplum yapısında ve inkar sisteminde değişen pek bir şey yoktur; Ancak unutulmamalıdır ki, toplumlarda ne türlü değişiklikler olursa olsun, teknolojik yönden ulaşılan seviye veya edinilen imkanlar, hiçbir önem taşımamaktadır. Bunlar, kimseyi Allah'ın azabından kurtarıcı değildir. Kuran'da bu gerçek şöyle hatırlatılır:

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Rum Suresi, 9)

 

ANA SAYFA